22 Ekim’de H&M mağazalarına, tasarımcı ile zincir mağaza arasındaki bir başka ses getiren iş birliğinden fazlası olabilecek bir koleksiyon geliyor. Elie Saab, payetler, danteller, drapeler ve gece şıklığıyla dolu dünyasını kitlesel modaya taşıyor. Yıllarca süren quiet luxury ve “az çoktur” estetiğinin hüküm sürdüğü dönemin ardından, modanın yeniden “moda olmak” istediğine dair daha güçlü bir işaret bulmak zor.
Elie Saab’ın H&M’e ihtiyacı yok. Kırk yılı aşkın süredir onun ismi bambaşka bir dünyada yer aldı: atölyeler, haute couture, kırmızı halı ve elbisenin sadece bir kıyafet değil, bir olay olduğu kadınların gardıropları arasında. İşte bu yüzden H&M ile iş birliği kontrollü bir deprem etkisi taşıyor. Akşam şıklığının en tanınmış yaratıcılarından biri, yıllardır modayı demokratikleştirmeye odaklanan bir marka ile buluşuyor. 22 Ekim’deki lansman, alışveriş takviminde yeni bir tarih olmanın ötesinde, yıllarca neredeyse zıt kutuplar gibi görünen iki dünyanın buluşması olacak.
“Elie Saab light” olmayacak
Koleksiyon yaklaşık 55 kadın ve erkek tasarımının yanı sıra aksesuarları da içerecek. Tasarımcının markasıyla en çok özdeşleşen unsurlar eksik olmayacak: danteller, payetler, drapeler, ışıltı, belirgin siluetler ve karakteristik renk geçişleri. Renk paleti siyah, altın ve zümrüt yeşili etrafında oluşturuldu. En dikkat çekici tasarımlar arasında ise yeşilden siyaha geçişli bustiyer elbise ile altın ve siyah gradyanlı payetli ceket yer alıyor. Koleksiyonun en pahalı parçası, çikolatadan siyaha geçişli deri ceket, 399 euroya mal olacak. En uygun fiyatlı aksesuarlar ise 29,99 eurodan başlıyor.

Bu fiyat aralığı elbette iş birliğinin özünü oluşturuyor. Elie Saab, H&M’in haute couture olduğunu iddia etmeye çalışmıyor. Öte yandan H&M de couture’ün basitçe indirime girebileceğini iddia etmiyor. Burada asıl amaç, bir dünyanın dilini diğerine çevirmek. Saab, temel bir koleksiyon oluşturmak istemediğinin altını çiziyor. “Kimse Elie Saab’dan basic parçalar istemez” – dedi Vogue ile yaptığı röportajda. Her parçanın, tamamen farklı bir üretim ölçeği için tasarlanmış olsa bile, kendi karakterinden bir şeyler taşımasını istedi.
Güzelliğin tarafında
Saab’ın seçimi tesadüf değil, çünkü onun estetiği, modadaki asketizme karşı belirgin bir yorgunluğun yaşandığı bir dönemde ortaya çıkıyor. Son yıllarda lüks, sıklıkla bej, gri ve siyah tonlarında fotoğraflanıyordu. Sessiz, sade ve gösterişten uzak olması gerekiyordu. En iyisi, etiketin görünmez kalması, kesimin kendini ifade etmesi ve kıyafetin, sahibesi stiline özellikle fazla özen göstermemiş gibi görünmesiydi.
Elie Saab neredeyse bu felsefenin tam tersini temsil ediyor. Onun modası süslemeciliğinden asla özür dilemiyor. Siluetin yaratılma sürecini gizlemiyor, rastlantısallık numarası yapmıyor ve “vay be” etkisinden vazgeçmiyor. Quiet luxury “bunu göstermek zorunda değilsin” derken, Saab “belki de tam olarak bunu istiyorum?” diye yanıt veriyor.
Ve işte tam da bu yüzden onun H&M ile iş birliği zamanlama açısından bu kadar iyi denk geliyor. İsveçli marka aynı sonbaharda da sakin, lüks görünümlü minimalizme dayalı, yün, deri, terzilik ve gardırop temelli koleksiyonlar sunuyor. Ancak onun yanında Saab da yer alıyor – danteller, payetler, gece elbiseleri ve teatral bir silüetle. Bu bir tesadüf değil, çağdaş modanın bir yansıması: Minimalizm ortadan kaybolmuyor, fakat artık “pahalı” görünmenin tek kabul edilen yolu olmaktan çıkıyor.
Minimalizmin sonu mu? Daha çok onun tekelinin sonu
Bu hikâyede en ilginç olan şey, Elie Saab’ın H&M’e basit bir mesajla gelmemesi: “maksimalizm geri dönüyor.” Onun durumunda mesele çok daha ince bir noktada. Tasarımcı, markasını uzun zamandır sezonluk trendlerden ziyade kendine özgü bir dil etrafında inşa ediyor. Vogue ile yaptığı röportajda, arşivlerinde görülen tutarlılığa dikkat çekiyor. Geçici modadan daha önemli olan usta zanaatkârlık.

Bu önemli bir fark. Süslemelerin geri dönüşü, kaotik tüketimciliğe dönüş anlamına gelmek zorunda değil. Tam tersine: Tek bir göz alıcı elbiseye, mükemmel kesimli bir cekete ya da payetli bir blazer’a sahip olup bunları yıllarca giyebilirsiniz. Gösterişli bir parçayı da minimalist bir palto kadar ciddiye alabilirsiniz. Bu bakış açısıyla maksimalizm, kaliteye karşıt olmak yerine, onu ifade etmenin farklı bir yolu haline gelir.
Sam Saab bir süredir kendi repertuarını genişletiyor. Koleksiyonlarında daha kullanışlı silüetler, terzilik, deri kıyafetler ve günlük gardıroptan parçalar yer alıyor, ancak danteller, işlemeler ve tasarımcının kendine has ışıltısı hâlâ korunuyor. 2026 sonbahar haute couture koleksiyonu ise gösterişli elbiseleri kadınlar ve erkekler için kusursuz şekilde dikilmiş smokinlerle bir araya getiriyordu.
Lüks bugün bir deneyim olmak istiyor
H&M’in iş birliğiyle ilgili açıklamalarında bir tema daha öne çıkıyor: teknolojiyle kuşatılmış bir dünyada güzelliğe duyulan ihtiyaç. H&M’in kreatif direktörü Ann-Sofie Johansson, yalnızca insan elleriyle yaratılabilecek şeylere duyulan özlemi dile getiriyor. Saab’ın atölyede çalışırken siyah bir kumaş parçasını alıp doğrudan manken üzerinde drapaj yapmaya başlamasını, elbisenin yapısını inşa etmesini hatırlatıyor. Ancak bundan sonra H&M ekibi bu hareketi teknik unsurlara ayırmak ve yeniden üretmenin bir yolunu bulmak zorunda kaldı.
Bu anlamda, iş birliği teknoloji hakkında bir hikaye olarak da ilgi çekici. Moda ne kadar dijital, otomatik ve algoritmalara bağlı hale gelirse, insan eliyle yapılmış gibi görünen şeyler o kadar değer kazanıyor: düzensiz drape, karmaşık nakış, payetlerin ağırlığı, el işçiliğiyle yapılan son dokunuşlar. Bu, çağdaş lüksün bir paradoksu. Neredeyse her şeyin üretilebildiği bir dünyada, lüks yalnızca nadirlik değil, aynı zamanda insan emeğinin izi haline geliyor.
Giyinmenin keyfine dönüş
Elie Saab x H&M bu nedenle lüks ile sokak modasının sezonluk bir flörtünden daha fazlasını ifade edebilir. Bu, ruh halindeki bir değişimin işareti. Capsule wardrobe dönemi, nötr tonlar ve “yatırım” parçalarına olan takıntıdan sonra moda tekrar zevk alma hakkını geri kazanıyor. Burada bej kabanı atıp yerine payetli bir şey giymek değil mesele. Mesele, birini diğerinden daha akıllıca görmekten vazgeçmek.
Çünkü belki de en büyük değişiklik bugün minimalizmden vazgeçmek değil, modanın rasyonel olması gerektiği inancından vazgeçmektir.
Birkaç yıl boyunca kıyafetler evrensel, zamansız ve kolayca kombinlenebilir olmalıydı. Şimdi ise giderek daha fazla heyecan verici olması bekleniyor. Karakteri olmalı, bir hikaye anlatmalı, giyildiği özel günü hatırlatmalı. Sadece giyinmek için değil, kostüm değiştirmek için de bir bahane sunmalı.
Bu nedenle Elie Saab ile H&M iş birliği, 2026 sonbaharı için son derece isabetli bir olay. Minimalizmin gerçekten öldüğü için değil. Ölmedi ve muhtemelen uzun süre de ölmeyecek. Sadece artık iyi zevkin tek tanımı olmaktan çıktı.
22 Ekim’de H&M’e, modası onlarca yıldır bambaşka bir şey söyleyen bir tasarımcı geliyor: bir kadının muhteşem görünmek isteyebileceğini, payetlerin bir bahaneye ihtiyacı olmadığını. Güzellik lüks olmak için sessiz olmak zorunda değil.
Belki de bu yüzden Elie Saab ve H&M minimalizmin sonunu ilan etmektense, ona son derece şık bir veda düzenliyorlar.

