Sanat müzayedeleri vardır, koleksiyonerlerin ilgisini çeker. Bir de aynı anda kültürel, finansal ve sembolik bir olaya dönüşenler vardır. Özel bir koleksiyonun satışı tam da bu ikinci kategoriye giriyor. Joe Lewis, Britanyalı milyarder, yatırımcı ve Tottenham Hotspur F.C.’nin eski sahibi, şu anda etkileyici tablo koleksiyonunu satıyor. Bu hamle ne anlama geliyor ve sanat piyasasını bir yatırım aracı olarak nasıl etkileyecek?
Gelecek ay Sotheby’s müzayede evi Londra’da değeri yaklaşık 150 milyon sterlin olarak tahmin edilen bir eser koleksiyonunu satışa çıkaracak. Bu, şehir tarihinde tek bir sahibin sattığı en pahalı koleksiyon olabilir. Ancak astronomik rakamların ardında, lüksün kendisinden çok daha ilginç bir şey yatıyor.
Bu, zevk, risk ve çoğu insanın asla içine girmediği bir dünya hakkında bir hikaye.
Joe Lewis. Sanat, gerçekten zengin insanların dili olarak
Ultrazenginler dünyasında sanat, uzun zamandır sadece bir dekorasyon olmaktan çıktı. Bu, sermaye, etki ve kişisel bir efsane biçimi. Eserler orada tesadüfen asılı durmaz — karakterin manifestosu gibidirler.
Joe Lewis’in koleksiyonu tam da böyle bir manifestoya benziyor.
Avrupa sanat tarihini onlarca yıldır şekillendiren isimler burada yer alıyor: Gustav Klimt, Francis Bacon, Lucian Freud, Amedeo Modigliani ve Edgar Degas.
Bu, Instagram için oluşturulmuş bir koleksiyon değil. İçinde gösterişli bir modernlik ya da “sezonun moda isimleri” yok. Bunun yerine, tarihin ağırlığı, duygular ve nesiller boyu varlığını sürdüren isimler var.
Klimt’in 1902 tarihli Gertrud Loew portresi, en önemli eserlerden biri olarak öne çıkıyor — yalnızca güzel değil, aynı zamanda 20. yüzyılın tarihiyle de yoğrulmuş bir tablo. Tabloya konu olan, Viyanalı aristokrat ve Yahudi bir ailenin üyesi olan kadın, Nazizm’den kaçarak Avusturya’dan ayrılmıştır. Eserin kendisi ise yıllar boyunca koleksiyonlar ve vakıflar arasında dolaştıktan sonra, nihayet ailenin mirasçılarına geri dönmüştür.

Sotheby’s bugün onun değerini yaklaşık 30 milyon sterlin olarak belirliyor.
Koleksiyoncular ve traderlar, göründüğünden daha fazla ortak noktaya sahip
Joe Lewis galeri ve özel müzeler dünyasında doğmadı. Londra’daki bir pub’ın üst katında dünyaya geldi ve servetini döviz trader’ı olarak inşa etti. Piyasa hareketlerinden devasa paralar kazandı, başkalarının risk almaktan korktuğu yerde kararlar verdi.
Ve bu, tam olarak bu koleksiyonda görülüyor.
Francis Bacon, acımasızca dürüst otoportreleriyle. Freud, insanları süslemeden resmeden. Modigliani, melankolik, uzatılmış silüetler yaratan. Bunlar “güvenli” eserler değil. Onları birleştiren şey, duygusal ve estetik yoğunluktur.
Bir bakıma Lewis’in koleksiyonu, iyi yapılandırılmış bir yatırım portföyünü andırıyor. Rastgele seçilmiş pahalı eşyalardan oluşmuyor. Bir karakteri var. Bir gerilimi. Bir cesareti.
Lüks, sessizce kendini gösterir
Ancak bu hikâyede en ilginç olan şey başka bir nokta. Lüksün giderek daha sık görünür bir logoya, egzotik tatillere ve sosyal medyada sergilenen arabalara indirgenmeye başladığı günümüzde, bu müzayede zenginliğin eski tanımını hatırlatıyor.
Daha sessiz. Daha sofistike.
Gerçekten büyük sanat koleksiyonları çoğu zaman kameraların erişemeyeceği yerlerde bulunur. Bunlar özel konutlarda, aile vakıflarında ya da Cenevre’deki serbest limanların kasalarında saklanır. Piyasaya çıktıklarında ise finans ve sanat dünyası bunu özel bir imparatorluğun açığa çıkma anı olarak görür.

Ve işte bu yüzden Joe Lewis’in koleksiyonunun satışı, sadece bir müzayededen çok daha fazlası.
Bu, onlarca yıl boyunca milyarlarla oynayan bir insanın zevkinin nasıl olduğunu görebileceğiniz nadir bir an — ve geçici trendlere para harcamak yerine, zamana meydan okuyacak şeylere yatırım yapan birinin zevki.

